Demokrat Çoruh Gazete ve Matbaası -

Hak, Hukuk, Adalet, Devlet Niçin Var?

Hak, Hukuk, Adalet, Devlet Niçin Var?
  • 15.11.2018
  • Hak, Hukuk, Adalet, Devlet Niçin Var? için yorumlar kapalı
  • 1.335 kez okundu

Saadet Partisi İl Başkanlığı, “Hak- Hukuk ve Adalet” konulu söyleşi için Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Nazır Cihangir İslam’ı konuk olarak Artvin’e davet etti.

Prof. Dr. İslam’ı İl Başkanı Gültekin Soydan, Rize Parti İl Müfettişi Hasan Uzun, Artvin parti İl Müfettişi Bilgin Uzuner, Merkez İlçe Başkanı Celal Öztürk, İl Başkan Yardımcısı Arif Soydan ve İlçe başkanları karşıladı. Önce İl Başkanlığı’na gelen Prof. Dr. Nazır Cihangir İslam, buradan İl teşkilatıyla birlikte esnafı ziyaret etti. Ardından İl Başkanlığı’na gelen İslam, burada yerel basına açıklamalarda bulundu. İslam yaptığı açıklamada, “Artvin İl teşkilatının davetlisi olarak Artvin’e geldim. Artvin Merkeze ilk ke geliyorum. Bu akşam ESOB Konferans salonunda Hak ve Adalet konusunda söyleşimiz olacak. Burada sizin sorularınız olursa kısaca cevaplayıp salona çıkacağım.”dedi.

Yerel gazetecilerin yönelttiği, Suriye, Ortadoğu, Ekonomi, yerel seçimler, işsizlik konularındaki soruları kısaca yanıtlayan İslam, “Suriye konusunda fikrim, bu insanlara kucak açmak durumundayız. Biz böyle bir medeniyetin insanıyız. Misafirlerimizi en iyi şekilde ağırlarız. Orada büyük bir savaş var. Avrupa bize yardım etmese de biz onlara kucak açmaya devam edeceğiz. İşsizlik konusuna gelince, siz tüm fabrikalarınızı arazileriyle birlikte satarsanız, Elbette ki işsizlik aratacak. İşsizlik artınca yoksulluk artacak. Üretim politikasından vazgeçildiği için ithal ederek tüketen bir ülke haline geldiğinizde ekonomi rayından çıkar.

Bugün 500 milyar dolar borç var. Ve bu borcun önemli kısmı yıl sonuna kadar döndürülmek zorunda. Onun için dolar arttıkça daha çok borcumuz artıyor.”.dedi. Medya ile ilgili de kısa bir açıklama yapan Prof. Dr. İslam.” Maalesef medyayı satın aldılar. Gerçekleri yazmayan, muhalefete yer vermeyen, iktidarın istediklerini yazan, korkan bir medya yaratıldı. En çok tutuklu gazeteci maalesef ülkemizde bulunuyor. Yerel medya burada çok büyük görev düşüyor. En azından kendi bölgelerindeki haberleri

“Hak-Hukuk ve Adalet” konulu söyleşi için saat 19.30’da ESOB konferans Salonuna gelen Prof. Dr. Nazır Cihangir İslam’ı kalabalık bir topluluk karşıladı. İslam’ın söyleşisine CHP İl Başkanı Ahmet Biber, Yönetim Kurulu Üyesi Yücel Aslan, Saadet Partisi İl Başkanı Gültekin Soydan, İlçe Başkanları ve partililer katıldı. Açılış konuşmasını yapan Saadet partisi İl Başkanı Gültekin Soydan; “ İstanbul Milletvekilimiz sayın Nazır Cihangir İslam bu akşam bizi çok sevindirdi. Günümüzün Türkiye’sinde konuşmalarıyla Hak- Hukuk- Adalet kavramları üzerinde TBMM’de gündemdeki konularla ilgili görüş ve düşüncelerini beyan ederken orada iktidar milletvekilleri tarafından ağır ithamlarda bulunuldu. Kendilerini Hak Hukuk Adalet üzerine söyleşi yapması için Artvin’e davet ettik. Allah Razı olsun. Kabul ettiler ve şimdi aramızda.

Biz Milli Görüş olarak ne istiyoruz. Hepimizin arz ve talebi “zalimin- mazlumun olmadığı bir düzen” istiyoruz. Ebedi saadete ulaşabilmek için hak ve adalet kavramları üzerine bir toplum arzu ediyoruz. Ancak bu talep yeryüzünde maalesef kabul görmüyor. Bir çok ülke ben güçlüyüm, haklıyım, benim dediğim adalet diyor!. Menfaatim var, imtiyaz sahibiyim ben haklıyım diyor!. Böyle kötü dayanak ile maalesef dünyada adaletten, haktan hukuktan söz edemeyiz. Ben sözü sayın Milletvekilimize bırakıyor, bu akşam bu salonu tıklım tıklım doldurduğunuz için hepinizden Allah Razı olsun, teşekkür ediyorum.”dedi.

Başkan Soydan’ın kısa konuşmasının ardından söyleşisine başlayan Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Nazır Cihangir İslam, Salonda bulunanları selamlayarak başladığı konuşmasında, kendisinin kısa konuşacağını, salondan sorular alarak söyleşinin şekilleneceğini söyledi. Prof. Dr. İslam yaptığı giriş konuşmasında;

“ Bu güzel davetinizden dolayı Bu akşam bu salonu dolduran sizlere çok teşekkür ediyorum. CHP İl Başkanı aramızda kendilerine teşekkür ediyorum. Biz aslında Abdulkadir Karaduman ile 26 yaşında pırıl pırıl bir genç ile TBMM’ne Saadet Partisi’nden 2 kişi girdik.

TBMM’nin bütün düzenlemeleri gurup üzerinden yapılmış. En az 20 milletvekili olacak ki TBMM’de gurubunuz olsun. Bir dahakine daha çok vekille girelim. Sorun şurada çıkıyor. Bütün söz hakkı guruplara göre veriliyor. Gündem dışı belki söz alırsınız. 600 milletvekili var size sıra ne zaman gelecek de konuşacaksınız? Bu sanki bizi konuşturmamak için yapılmış iç tüzük arkadaşlar. Peki nasıl konuşuyoruz? Çok değerli CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu , CHP’li arkadaşlarla bu sorunu aştık. CHPli bazı arkadaşlar söz haklarını bize devrediyorlar. Ancak konuşabiliyoruz. Bu demokratik davranıştan dolayı onlara alkış istiyorum.

Eğer hakikat diye bir derdiniz varsa

Eğer hakikat diye bir derdiniz varsa bütün sözleri dinleyeceksiniz. Bazen söz hiç beklemediğiniz yerden gelebilir ve o söz sizi kendine tabi kılar. Artık o sözün peşinden gidersiniz. Bugün 10 Kasım. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü , Cumhuriyeti kuranları, bu ülkeye hizmeti geçmiş herkesi, rahmetle ve şükranla anıyorum. Şu nokta çok önemlidir 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul’un işgali sonrası yeryüzünde artık hiçbir toprak parçası artık özgür değildi. Çok zor şartlarda verilen İstiklal mücadelesinde biz bu bağımsızlığımızı elde ettik. Onlar sayesinde bugün çok iyi şartlar altında olmasa da bağımsız bir ülkede yaşamın rahatlığını, mutluluğunu yaşıyoruz.

Değerli katılımcılar; Bir devlet, niçin vardır, Hukuk niçin vardır? Amacı nedir dersek, şununla karşılaşırız. Bütün bunlar biz insanların 5 temel hakkını korumak için vardır. Bunlar sırasıyla 1- İnsanların can güvenliği, 2- İnsanların mal güvenliği, 3- İnsanların akıl güvenliği, 4- İnsanların din ve inanç güvenliği, 5- İnsanların nesil güvenliği…

Bugün, 2018 Türkiye’sine baktığımızda, iş kazalarından tutun, birçok yerde ve birçok alanda insanların can güvenliğinin tam olarak sağlanamadığını görürsünüz. Bugün mal güvenliği konusuna baktığınızda, her ne kadar mahkeme kararları veya bir takım resmi kararlar sonucunda da olsa bazı el koymaların haksız nitelikte olabileceği kuşkusunu taşırsınız. O yüzden mal güvenliğinin de doğrudan sağlandığı söylenemez.

En basitinden hukukun, yargının layıkıyla işlemediği ve birçok şikayete yol açtığı bir dönemdeyiz. Sırf bu yüzden bırakın ülkeye yabancı sermaye girişini hepimizin şahit olduğu gibi yerli sermaye de dışarıya kaçtığını biliyoruz. Bunlar bizim objektif gözlemlerimiz. Akıl güvenliği dediğimizde insanların düşünce hayatı, fikirleri ve bu fikirlerini açıkça ve özgürce ifade etmeleri meselesi önümüze gelir. Ama bugün cezaevlerine bakıyoruz ki sadece yazdıkları yazılardan ötürü hem gazeteciler, hem akademisyenler cezaevlerini doldurmuş vaziyettedir. Çok değerli arkadaşlar, Türkiye’de temel haklar tablosunu böyle özetlemek mümkün.

Siyasilerin diline bakıyorum, en tepedeki yetkiliden başlamak üzere adeta toplumu ayrıştırma, birbirine düşmanlaştırma, bir ayrımcılık siyaseti yürütülüyor. En yukardan bahsediyorum, Mesela KHK’larla atılan 130 bin kişiye ki özel sektörü de işin içine kattığınızda bu sayı 200 bini buluyor, neden, niçin, hangi nedenlerle atıldığı bilinmeyen ve belgelenmeyen bu insanların tanımlanmasında en yukarıdaki merci ne yazık ki bu insanları hain olarak nitelemektedir. 16 Nisan referandumu yaşadık . Hatırlayın, 16 Nisan referandumunda hayır verenler yine bu en yüksek merci tarafından hain olarak ilan edildi.

Hangi partiden olursanız olun, hangi görüşün temsilcisi olursanız olun aziz milletimizden bir tek ricam var. Ayrımcılık yapmayın. Bir konu hariç, sadece zalimleri yanınıza yaklaştırmayın. O da zulümlerinden vazgeçene kadar. Bunun dışında Türküyle, Kürdüyle, Gürcüsüyle, alevisi, sunnisi, Romanıyla Boşnakı, Çerkezi, lazıyla , zenginiyle, fakiriyle ne kadar insanımız varsa aklınıza gelen insanlarımızla ayrımcılık yapmayın.

Böyle bir günde Türkiye bir yandan tek kişi yönetimine doğru giderken bir yandan da ekonomik anlamda fakir kitlelerin daha fakir hale gelmesi hadisesini hep birlikte yaşarken yapacağımız tek şey tekrar ediyorum, farklı partilerde farklı siyasi düşüncede olsanız da bir dayanışma içine girmek, bir paylaşım içine girmek, hayatı birlikte kucaklayarak sürdürmeye devam etmektir…

“En Temel İlkelerimiz!”

Çok değerli kardeşlerim. Bizim, bu siyaseti güderken en temel ilkelerimiz , “ADALETTİR, ÖZGÜRLÜKTÜR, EŞİTLİKTİR, KARDEŞLİKTİR, PAYLAŞIMDIR.” Bunlar bizim en temel ve vazgeçemeyeceğimiz ilkelerdir. Adalet demek kendimiz için istediğimiz her şeyi başları için de istemektir. Eşitlik demek saraylara çekilmeden onlarla aynı havayı solumak, onlarla aynı ortamda bulunmak insanlarla iç içe yaşamak demektir. Özgürlük demek, insanları daraltmalarla kısıtlamalarla, tehditlerle baş başa bırakmamak demektir. Kardeşlik, hepimiz zaten insanlık temelinde kardeşiz.

Paylaşım meselesine gelince; Diyorlar ki fakirlik fakirin, zenginlik zenginin imtihanıdır. Evet, ama bu bir anlamda aldatıcı bir sözdür. Biz fakirliğin bu kadar yaygın, zenginliğin ise sadece bir zümrenin elinde olduğu bir ortamda bu durumu dondurarak bakamayız. Bizim imtihanımız aradaki bu farkı kapatmak için elimizden gelen her şey yapmak ve fakirleri daha insani yaşam standardına getirerek, zenginlerinde elinde olanı paylaşarak daha ortalama hayatı hep birlikte bulmak ve bunu sağlamak zorundayız.

“ Kaç 4 Kişilik Ailenin Ayda 20 Bin TL Geliri Var?”

Çok değerli arkadaşlarım, 16 yıldır bu ülkeyi yönetenler diyor ki Bugün Türkiye’nin aşağı, yukarı kişi başı 10 bin dolar geliri var diyorlar. Şöyle bir hesap yapalım. 10 bin dolar dediğiniz kişi başına 60 bin TL eder. 4 kişilik bir aile düşünün. Bu ailenin yıllık geliri 240 bin TL eder. Bunu 12’ye bölün ayda 20 bin Tl bir gelir söz konusu. Burada kaç kişinin ayda 20 bin TL geliri var? Doğru rakamlar üzerinden yanlış sonuçlar vererek insanları aldatıyorlar. Türkiye’de 16 yıllık iktidar sonucunda bu ülkede sayıca artan en önemli kalemlerden bir tanesi dolar milyonerleri oldu!. Sayıca artan en çok kesimlerin başında ise yoksullar geliyor.

Gelir dağılımındaki adalet kaması daha da açılmış durumda.

İşte o yüzden diyoruz ki Saray dediğimiz hadise tek başına bir fenomen değildir. Saray dediğimiz hadiseyi kızamık hastalığının kırmızı noktaları olarak düşünebilirsiniz. Kızamık hastalığının kırmızı lekesi aslında o hastanın kanında dolaşan bir virüsün ortaya çıkarttığı işaretlerden sadece bir tanesidir. Ama sarayı da ortaya çıkartan zihniyetin sadece sarayı çıkartmadığını aynı zamanda insanlar arasında mesafe koymayı, insanlara tepeden bakmayı, diğer insanları kolayca düşmanlaştırıp hainleştirmeyi de bunun içine koyabilirsiniz. İşte biz o yüzden böyle bir zihniyete temelden karşıyız. Çünkü biz adalete ve eşitliğe inanan insanlarız.

Değerli arkadaşlarım bundan sonrasını sizden gelen sorularla devam edeceğim. Katkınız, öneriniz, sorularınızla devam edeceğim.

“2 Batıl Derken Kastım…”

Salondan gelen 15 Temmuz ile ilgili 2 batıl sorusuna cevap veren İslam, “ben dedim ki bu 15 Temmuz meselesi daha Ak Parti’nin kuruluşuyla başlayan meseledir. Nasıl bir mesele? Bir siyasi parti ile bir cemaatin memnu ilişkisi yani yasak ilişkiden, yasadışı ilişkiden doğan bir ilişki. Bakın hadiseyi şöyle anlattım: Sonrada 15 Temmuza getirip başlayalım. Bir defa batıl şu demek; geçersiz boş evlilik… Kat ettiğimizde budur zaten. Yani sizin icraatlarınız yanlıştır, hükümsüzdür, boştur, geçersizdir. Kimin o ikisinin kim o ikisi?

Madem omurgadan söz açıldı. Ben bir doktorum. Hasta dese ki ameliyatımı siz yapın. Hasta burada sizin elinizde emin ellerde olduğunu düşünüyor ve size güveniyor. Peki dedim hastayı uyuttum. Benim bu konuda yetkim var, çünkü onun doktoruyum. Bu örnekte milleti hasta olarak düşünün. Beni de hükümet olarak düşünün. Millet yetkiyi bana vermiş, ameliyatı yapacağım. Fakat ben yetkisi v e ehliyeti olmayan birini daha yanıma alıyorum ve ameliyatın bir kısmını ona yaptırıyorum. Ben iktidarım masadaki millet, o da cemaat olsun İkimiz bu işi ortak yapıyoruz. Peki, benim o an yetki verme hakkım var mı? Yok, Onun bu yetkiyi isteme hakkı var mı yok, Ben versem bile kullanma hakkı var mı?

Ortaya çıkan komplikasyondan kimler sorumlu?

Ameliyatı yapıyoruz. Ortaya bir komplikasyon çıkıyor. Komplikasyon demek, beklenmeyen bir durum, sakatlık demek… Peki burada kim sorunlu, kim sorumlu? Hem o hekim sorumlu hem de bu işe bulaştırdığımız her kimse o sorumlu!. İşte diyorum ki bu ikisinin bu hareketi batıldır. İkimizin arasındaki bu ilişki doğru mudur? Elbette ki değildir. İşte ben 2 batıl derken bunu anlatmaya çalışıyorum.

Ben 15 Temmuz gecesi saat 23.15’te buna karşı durmalıyız. Tweetimi atarak bu millet sokağa çıkmıştır. Bu iktidarı işte o çetenin , Fetö denilen o çetenin elinden kurtarmıştır. Yani o gece içinde benim de bulunduğum o milyonlar, o gece Allah Rahmet eylesin 256 şehit, 3 binden fazla gazimiz oldu. Ben de o gece hayatımı kaybedebilir ve o şehitlerin arasında adım olabilirdi. Mesele bundan ibaret. Buna çok fazla da takılmayın. Uyuyan insanı uyandırmak kolaydır. Uyuyormuş gibi yapanı uyandırmak imkansıdır!.

Ekonomi ile ilgili gelen soruyu da yanıtlayan Prof. Dr. İslam; “Bugün Türkiye’nin 500 milyar dolara yakın bir borcu var!. Bir yerden borç aldığınız zaman o borcu vadesinde ödeyemez durumdaysanız, siz aldığınız o borcu eve ve arabaya yatıramazsınız. Üretim sağlayacak, döngü sağlayacak bir şeye yatırırsınız. Ne yazık ki alınan bu borcun nereye harcandığını bilmiyoruz. Paraların nerelere harcandığıyla ilgi bilgi yok, şeffaflık yok. Bunlar parayı neye yatırdı? Eve yatırdılar. Aşağı yukarı 2 milyon ev alıcı bekliyor!. Lüks tüketime yatırdılar.

Saray mantığı böyle bir şeydir. Siz parayı bunlara yatırsanız, arabanıza, helikopterinize, uçağınıza, yatınıza koyacak benzin parası bile kalmaz. İşletme sermayesi bile kalmaz. Biz böyle bir duruma düştük. Biz olsaydık, bunun önemli kısmını üretime yönelik yatırıma sevk ederdik. Fabrikalar yapardık, Kobiler kurardık, Tersaneler inşa ederdik. Böylelikle bir yandan işsizliğe çare bulursunuz, bir yandan üreterek kazanırsınız. Bunlar böyle yapmadı. Bu paranın ne kadarının buharlaştığını da bilmiyoruz.

Şimdi millet olarak 500 milyar Dolar borcumuz var. Hepimiz adına senetler imzalandı. Ödeyecek netice de bizi. Ama harcama bize sorularak yapılmadı. Sen bu parayı nereye harcadın sorusunu soramıyorsak orada şeffaflık yoktur.

Ben bizi yöneten arkadaşlara soruyorum. Her zaman Hz. Ömer’in adaletinden bahsederler. Buna hiç hakları yoktur. Ahali Hz. Ömer’den ahali hesap sorabiliyordu. Şu hikayeyi hatırlarsınız Senin kumaşın neden benimkinden uzun.. O kendisine hesap soran ahaliye hesap verdi. Böyle bir toplum olduğu için de şükretti. Bugün böyle bir soruyu sorabilir miyiz? Bugün böyle bir soruyu sorabilir miyiz ? İşte soru sorduk mu gerisini gazetelerden okuyorsunuz.

Hainleştirilebilirsiniz. Bakın yöneticiler seçimle işbaşına gelir. Bir itiraz var mı? İnsan hakları dikkate alınarak bu ülke yönetilsin. Buna bir itiraz var mı? Hukuk devleti işlesin. Bugün hukuk devleti yok ortada. Buna bir itiraz var mı, yok!. Şeffaflık olsun, buna da bir itiraz yok. Ve hesap sorma mekanizması çalışsın. Buna da bir itiraz yok. İşte buna siyaset biliminde “DEMOKRASİ” diyorlar. Daha iyi bir yönetim buluncaya kadar, daha iyi bir yönetim geliştirinceye kadar demokrasiyi savunacağız. Bunu da Cumhuriyet içinde yapacağız. Sadece Cumhuriyet yetmiyor. Saddam’da Cumhuriyetti. Cumhuriyet yetmez, çoğulcu demokrasi de lazımdır. Bunu da el birliğiyle inşallah tesis edeceğiz.

Neden görevinizden uzaklaştırıldınız sorusunu da yanıtlayan Prof. Dr. N. Cihangir İslam, “Ben Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim Üyesiydim. 7 Şubat 2017 tarihinde yayımlanan 686 numaralı KHK YÖK’ün 236. Sırasından o akşam 4 bin akademisyen olarak onların içinden bir tanesi de bendim işimi kaybettim. Önce şunu söyleyeyim. Bu benim 4. atılışım. Bu konuda mareşal benim. 3 atılışım AKP öncesiydi. 4. Atılışım bunlar zamanında oldu. O zaman hukuk bir şekilde vardı.

Bu atılışımda ben mahkemeye gidip hakkımı arayamıyorum. İmzamı geri çek dediler çekmedim. Mantalite aynı. 611 imzalı 2. Metin diye yazarsanız çıkar. Bugünkü durum 28 şubat’ın devamıdır. Mesele aynı yöntemlerin kullanılmasıdır. Yine düşmanlaştırılan hainleştirilen insanlar. Otoriter yönetimler sizi renkleriniz, Irklarınız, Dinleriniz, mezhepleriniz üzerinden ayırmaz, sadece şuna bakar; Benden misin değil misin? Bendensen her şey yolunda gider, değilsen hainsin!. Çizgi bu kadar nettir. Arada gri tonlar yoktur. Bizim böyle bir yönetime itirazımız var. İşte o yüzden mecliste söylüyorum kızıyorlar. Gideceksiniz, gideceksiniz, gideceksiniz diyorum kızıyorlar!. Bir toplumun kaderi bir kişinin iki dudağı arasında olamaz arkadaş!.. Benim buna itirazım var!.

Akit TV ile ilgili soruyu da yanıtlayan İslam, “Akit TV beni aradı. Çağırsa gider misiniz? Sayın Genel Başkanımız Karamollaoğlu’na seçim zamanında yaptıkları edep dışı eleştirileri yüzlerine söyledim gelmeyeceğim dedim. Israr ettiler. En sonunda sayın genel başkanımızla da mutabık kaldım. Gitmesem olmayacak. En kötü senaryo oyundu o oldu. Peki dedik. Size söz hakkı tanıyalım dediler. Ben vekilim insandan umudumu kesmem.

İçinde hüküm taşıyan sorular vardır. Siz o soruyu aldığınızda o sorunun içinde saklanmış hükmü kabul edersiniz. Bizim soruşturmada da içinde hüküm olan tuzak sorular vardı. 17-25’te Fetö’ya destek vermişsiniz dedi. Bana Fetö diyemezsin. Özür dile dedim. Fetöcü demedim dedi. Böyle moderatörlük olmaz. Özür dilemedi. Hakkı söyleyeceğiz arkadaşlar. Ne olursa olsun hakkı söyleyeceğiz. Ben Milli Görüş’ten geliyorum arkadaş. Bu size bir şey anlatmıyor mu?”dedi.

Söyleşi yaklaşık 3 saat sürdü. Günün anısına Prof. Dr. N. Cihangir İslam’a kadınlar tarafından günün anısına hediye olarak evrak çantası takdim edildi, Fotoğraf çekinildi. Program sona erdi.

Ç.P.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ